Untitled
bugün

Asansörün kapısının kapanmasını beklemeden sabırsızca 2. katın düğmesine bastı. Kapı 2-3 vuruştan sonra aniden yukarı yöneldi. Sanki içindeki adamın sabırsızlığını anlamış, hemen yukarı koyulmuştu. 2. kata yaklaşınca, adam sabırsızca kapıyı itti, ama asansörün ikinci kattaki önceden ayarlanmış konumuna oturmasını beklemeliydi, yine sabırsızlığı nedeniyle fazla güç harcamış, hayatla kavgasını cansız nesnelere yönlendirmişti, farkındaydı bu durumun. Ama içinde bir kıpırtı vardı yine de, hayatın güzel olduğunu çağıran, asansörün kapısının onun iyiliği için geç açıldığını fısıldayan. Asansörün her zamanki sesini geride bırakırken kapı anahtarını deliğe soktu. Birkaç derecelik bir oynamayla açtı kapıyı. Botunu paspas olarak kullanılan katlanmış eski havlunun üstünde sildi, çıkarıp serili gazetelerin üstüne koydu. Temizlik önemliydi onun için, sonuçta dünyada kapladığı çok sınırlı alanı temiz tutmak çok zor olmasa gerekti. Arkadaşlarına sövdü. Yine mutfakta bulaşıklar birikmiş, silinmemiş yağlar ocağı yurt edinmişti. Kaderine küfretti. İçinde yakınlarının ölümü hissi uyandığında hep şeytanı lanetlemesini istediği Allah’ ına da sövdü. Bazen yalvarıyor bazen sövüyordu Allah’ ına. Camı açtı temiz hava için. Hiç ağaç yoktu evin çevresinde, bir tek apartmanın önündeki saksılarda bodur, tüyü bitmemiş ağaçlar vardı. Kapattı pencereyi ilgi çekici bir şey göremeyince. Odasına girdi. Saatlerdir yemek yemediğini fark etti. Birazdan dışarı çıkıp bir şeyler yiyecekti. Gelincik Restaurant’ a giderdi büyük ihtimalle. Ev yemeği yapan başka yer bilmiyordu, biliyordu aslında ama en uygunu orasıydı. Evden çıktı, yolda gördüğü liselilere hiç liseli olmamış gibi baktı. Bir liselinin ne hissettiğini bilmiyordu, bir ilişkide ne hissedildiğini bilmiyordu. Umursamadı. Yoluna devam etti. Yokuşu bitirip ana caddeye gelince egzozdan rahatsız oldu, montunun altına giydiği tişörtünün yakasıyla burnunu kapadı. Etrafına baktı, kendisi gibi havadan rahatsız olan kimse yoktu. Belki de bu dünyada yaşamaya çok elverişli bir bünyesi yoktu. Bankaya gitti, bankadaki görevliye kredi kartı için geldiğini söyledi. Boş gözlerle baktı kadın ve bir kâğıdın belli yerlerine isim-soy isim-imza atmasını istedi. İsim-soy isim-imza bir bankada duymaya alışkın olduğu şeylerdi. Hayat yine her zamanki ağırlığıyla devam ediyordu. Kadınlarla arasındaki uzaklığı daha da artırmaktan başka bir işe yaramayan tavırlar gösteren gişedeki kadına iyi günler dilemeden çıktı bankadan. Bir arabanın dikiz aynasında gözüne baktı, çapak vardı. Doğuştan çirkin olduğunu düşündü. Çapağı temizledi. Yoluna devam etti. Daha ne kadar yol yürüyecekti bilmiyordu. Yaşamak mavi yaka bir işte çalışmak gibiydi. Ağaçlar, yollar, arabalar, üstü açık bir fabrikayı oluşturan öğelerdi. Yoldaki insanlar da hiç tanımadığı ve tanışamadığı çalışma arkadaşlarıydı. Çalışma arkadaşlarından dişi olanlar ona bir gün olsun kendini değerli hissettirmemişti. Hep bu fabrikanın fuzuli elemanı gibi hissettirirlerdi. Yaşamak maaş almadan çalışılan tek işti. Sigortası da yoktu, yasal mıydı? Adımlarını daha da hızlandırdı. Adımlarını hızlandırdıkça parasızlığın öfkesi artıyordu, yavaş da yürüyemiyordu. En iyisi hızlıca eve dönmekti. Ev arkadaşı selam verdi odasına tam girecekken. “Tanıştırayım” dedi adının Deniz olduğunu söylediği kızla. Burnunda hızma vardı. Hayatı yaşamayı biliyordu heralde. Normal insanlar mutlu olabiliyordu. “Bilkent’ teki arkadaşın mı” diye sordum Burak’a. Arkadaşı Burak’ın çapkınlığının farkında ve bundan hoşnut olarak onun gerçek bir erkek olduğunu ima etti, “Başka kimler tanıyorsun bakayım, hangi okullardan insanlar tanıyorsun?” dedi. Burak da “her okuldan birini tanıyorum” dedi. Herkes mutluydu, o hariç. Odama kapandım, onları tatlı tartışmalarıyla baş başa bıraktım. Yatağa uzandım, ağlamaklı oldum. Neden bazıları çok sevgi görürken bazıları hep sevgisiz kalır diye düşündüm. Kimden borç alabileceğimi düşündüm. 5-6 kişiye sormuş kimseden cevap alamamıştım. Gelecek ay paramı yettirecektim. İnsanlardan borç almam giderek zorlaşıyordu. Asgari ücret alıp sürekli sigara-bira içen ev arkadaşlarımdan birini düşündüm. Para bazılarına yetiyordu. Banaysa, “banana” düşüyordu hep ay sonlarında. Banana bile alacak param yoktu. Tekrar küfrettim. Şöyle bağırıp tüm dünyayı titretmek istedim. Camı açtım, bağırsam kimsenin oralı olmayacağını düşündüm. Vazgeçtim. Camı kapattım.