Untitled
sessizliğin…

“Düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız. “ der Martin Luther King. Ben de öyle anarım sessizliğini, saygıyla ve tam yüreğimde. O sessizlik ki tüm kararmış zihinleri açan… Yanmış ormanları bereketlendiren, tıkalı damarları yeşerten… Huzur komasına girdiğim o eşsiz anlarda tarifsiz mutluluk kaplardı içimi. Hayatta olmanın olağanüstü güzelliğini tüm hücrelerimle duyardım. Bir lügattaki tüm güzel kelimelerden daha güzeldi o anlar, hala duyarım. Bu bitmesin diye zamanı durdurmak istediğim anlarda kaygılar buharlaşır, hüzünler terk ederdi şehri, güneş hiç olmadığı kadar aydınlatırdı bir yaprağın kılcal damarlarını. Sanıyorum ondan bu tahammülsüzlüğüm gürültüye, istenmeyen seslere. Sessizliğin, insan evladının duyabileceği en yüksek sesleri bastırmakla kalmıyordu, kulakları sağır eden yıldırımlar kadar kararlıydı aynı zamanda. O anlarda kainatın tüm kaynakları tek elde toplanıyordu, evet, dünyanın tüm kudreti, sessizliğinin yırtıcılığında hayat buluyordu. Sağır ve dilsiz olsaydım, sessizliğinin kimyasında çözülmeyecektim, en çok buna seviniyorum. Suskunluk değildi kesinlikle, tüm dillerde söylenebilecek en güzel kelimelerin dile gelmeden ifadesiydi susuşun. Yüzümde mukim donmuş hayalleri bir anda parçalayıp yenileriyle değiştiren sessizliğin… Daha çok zaman geçirmek isterdim seninle, hiç konuşmadan, sadece ruhuna bakarak doyamayacağımı bilsem de. Biliyor musun? Hala seninleyim, sessizliğin hala sersemletiyor beni, ilk öpüşmemde olduğu gibi, bir iki adım geri çekiliyorum yalpalayarak başım dönercesine her sessizliğini andığımda. Sadece güzel anılar hatırlanmaya değerdir, benim en değerli anım bu şu ana kadar. Anıları biriktirmiyorum aslında. Onları tekrar yaşıyorum; hiç bozulmayan, solmayacak olan tek şey belki de sahip olduğum.