Untitled
teknoloji yalanları

Teknoloji hayatımızı söyle kolaylaştıracak, böyle kolaylaştıracak, öyle konforlu olacak ki hayatımız. Hepsi palavra. Yalan dünyasında yaşıyoruz, yüz yüze konuşmadıkça daha da yalan oluyor hayatımız. Şu ana kadar teknolojinin sınavlarda print almak dışında bir faydasını görmedim. İnternetten yaptığım işlemlerin çoğunluğu da ya okul için gereken şeylerdi, ya bürokrasiyle ilgili şeyler. Ne internetten okuduğum gazeteden tat aldığımı hatırlıyorum, ne de internetten biriyle gerçekten insani bir muhabbet ettiğimi. Yaptığım bütün chatler sonlanınca bir eksiklik duygusu kaplıyordu beni. Sanki çok saçma bir şey yapmışım gibi. Lanet olası rezil interneti o kadar övüyor ki günümüz toplumu, yok geleceğin mesleğiymiş de, yok ilerde insanların yerini robotlar alacakmış da. Bu lanet olası facebook’ tan da nefret etmiştim zaten. İnsanların birbirine saçma sapan yellenme vidyolari gönderdiği saçma sapan bir platform işte. Linkedin de sözde networking içinmiş. Bir de tam tersi amaca hizmet ettikleri halde, insanları birbirine bağlayan şeyler gibisinden sözler söylemiyorlar mı, işte çıldırıyorum o zaman. Telefona bir nebze tahammül edebilirim, ama şu rezil olasıca mail kutuları, forumdan bozma vidyolu facebookvari siteler midemi bulandırıyor artık. Yüzü sivilcelerle kaplı, ve sivilceleri sıkılmadan sızıntı yapan “face” de book var giriyor herkeş. Linkedin’ deki arkadaşım ona lanet olası işimi telefonda da söylemiş olmama rağmen nerde çalıştığımı bilmiyor ve belki yirminci kez bana soruyordu. Bu interneti çıkaran rezil insanlar, mucit denilen o insandan bozma yaratıklar internetin sonsuz boşluğuna düşseler ve kimse onları bulamasa keşke. Zaten oldum olası bilgisayar mühendislerini sevmem, soğuk olurlar genelde bilgisayarlarla haşır neşir olmaktan. Şu lanet olası gmail hesabımı kapatabilsem keşke, telefon dahil hiçbir araç bana mutluluk vermiyor. Şu telefonu icat eden orospu çoçuğu graham bell’ in mezarına tüküreyim. Kim bilir anıt filan yapmışlardır ona, onun anıtına güvercinler pislesin. Sonra karlar kışlar bastırsın, kalıcı bir dekor olsun o pislikler. Ona yakışan da bu zaten.

Telefonu severim bazen, bir nebze de olsa. Özellikle telefonda güzel ve harika konuşan insanlarla konuşma imkanı verdiği için. İşte o insanlarla sadece telefonda konuşmak lazım. Bir kez yazıya döküldü mü masum cümleler, yazının o lanet olası soğuk doğası gereği taşlaşıyor kelimeler ve yaralıyor alıcıyı. Attığınız pamuk bir bakıyorsunuz karşınızda kanayan bir yüz yaratmış. Şu lanet olası Marck Zuckerberg denen namussuza da yılın adamı ödülü vermişler utanmadan. O orospu çocuğuna ton balığı konservesinden yapılmış tenekeden madalya bile fazla.

Güzel kızlar vardır, hani telefonunu verme konusunda çekinerek davranan, en az 20 seneden beri tanımadığı insanlara telefon numarasını vermeyen tipler. Bunlar genelde hotmail uzantili email adreslerini siz sormadan verirler, çünkü paylaşımları da o hotmail denen cehenneme giresice webtabanı mıdır nedir, işte oradaki notification larin yapaylığından öteye geçmez. Belki de ben geçemiyorumdur, şu lanet olası Türkiye de bir kızla çıkmadım daha, yurtdışında şişko mişko yapıyorduk bir şeyler. Sonuçta içi boş bir şey, bu kadar kovalamanın bir anlamı da yok zaten. Aslında sanıldığının veya göründüğünün aksine öyle cinsellik düşkünü birisi değilimdir, ama 25 senedir içtenlikle öpüşememek de bu dudakları sadece yemek yemek için kullanıyor olma duygusu uyandırıyor ve bu da rahatsız ediyor beni.

 Fen lisesine gidebilseydim keşke, her şey çok daha başka olabilirdi. “İyi bak kendine” diyen annem telefonu kapattıktan sonra onu bir kez daha aramamaya karar verdim.